Amazon ormanlarının derinliklerinde ortaya çıkarılan on binlerce kaya resmi, insanlığın Buzul Çağı’ndan itibaren taşı yalnızca barınak değil, bir hafıza aracı olarak kullandığını bir kez daha ortaya koydu. Kolombiya’daki Serranía de la Lindosa bölgesinde bulunan ve “Amazon’un Sistina Şapeli” olarak adlandırılan bu dev kaya resimleri kuşağı, insanlık tarihine dair bilinen kronolojiyi yeniden düşünmeye zorluyor.
Bilimsel verilere göre MÖ 12.000–9.000 yılları arasına tarihlendirilen resimlerde;
insan figürleri, dev buzul çağı hayvanları, av sahneleri, dans ve ritüel betimleri açıkça görülüyor. Kullanılan kırmızı pigmentlerin demir oksit esaslı olması ise Anadolu, Mezopotamya ve Orta Asya’daki kaya resimleriyle birebir benzerlik gösteriyor.
Araştırmacı-yazar Yaşar Kaba, bu bulguların “uzaylı teorilerinden” çok daha güçlü bir gerçeğe işaret ettiğini vurguluyor:
“Amazon’daki bu resimler, Anadolu’daki tamgalarla aynı çağın ürünüdür. Taşıyıcı değişir; resim, tamga, işaret olur. Ama belleği oluşturan insan bilinci aynıdır. Bu, dünya çapında ortak bir Buzul Çağı insan uygarlık eşiğinin kanıtıdır.”
Kaba’ya göre bu duvarlar yalnızca sanat değil, aynı zamanda ilk veri bankalarıdır:
“İnsan, yazıdan önce taşı arşiv olarak kullandı. Bugün yapay zekâ ile veri depoluyoruz, dün insan varoluşunu taşa emanet ediyordu.”
Uzmanlar da bu keşiflerin uzaydan gelen bir uygarlığa değil, yeryüzünde gelişen ortak insan bilincine işaret ettiğini vurguluyor. Amazon, Anadolu ve Mezopotamya arasındaki sembol benzerlikleri; insanlığın farklı coğrafyalarda ama aynı zihinsel eşiği aşarak sembol üretmeye başladığını gösteriyor.
Bu bulgular, insanlık tarihinin yalnızca bölgesel değil, küresel bir bilinç üzerinden okunması gerektiğini ortaya koyuyor.
Taş susmuyor.
Konuşan insandır.
— Haber: YIKOS / Yaşar Kaba Çözümlemeleri














