Duygular, insanlar için çok temel başlıca bir bileşendir. Mutluluk, öfke, hüzün, utanç… Hepsi insanın kendi içinde oluşan bir kimyadır. Bir duygu olmadan öteki oluşamaz, ana temel duyguların yanında yan duygularda vardır. Bulunduğun yer belki çok sıkıcıdır, nefret oluşur ve yan duygu ile ana duygu birbirini tamamlar. Eğer ki başka bir yerde yada yaptığın işinde mutluysan yanında sevgi de eşlik eder.
Bu tamlayıcı duygular insanın kendisini şekillendirmesinde de önemli rol oynar. Sonuçta duygulara kimya demiştik. Kimyada en az 2 bileşen gerekmekte sonuç oluşabilmesi için. Duygularda tıpkı bunun gibidir. Sonucunda ise insanı manevi kısmını ruhsal biçimini oluşturur. Duygu olmadığını farz edersek sevgi nedir, mutluluk nedir, hüzün nedir, nasıl ve ne şekil davranacağını bilemez tamamen bilinçsizce hareket eder. Bu duyguları da mantık çerçevesi içinde düşünüyoruz beynimiz de tartıp değerlendiriyoruz. Aslında hayvanlardan bizi ayıran şey tam olarak budur. Düşünebilmek; onlarda hissediyor onlarda duygular daha ağırlıklı fakat insanlar gibi düşünmüyorlar kendilerini ne zaman kontrol edebileceklerine dair bir fikirleri yok. O anda ne hissettilerse ne istiyorlarsa o duyguları yaşıyor hayvanlar. İnsanlar ise duygularını kontrol etmek gibi bir yeteneği var. Bu yeteneği kaçımız yapabiliyor? Hangimiz daha kontrollü olabiliyoruz bu devirde ya da bu devirde değil sadece eskiden beri karşı koyulamaz duygular hep mi ağır bastı? Tahammülsüzlükler, öfkeler, nefretler arttı son dönemde giderek.
Kısacası duygular ve hisler insanlar çok önemli bir etkendir. Ama bunları iyi yönde düşünürsek çok önemli yerdedir. İyiliği bilen bir insan çevresine iyilik kazandırır fakat öfkeli ve duygularını bilmeyen insan gaddardır. Ne yaptığını bilmez, çok fazla zararı vardır aslında psikopatlık dediğimiz olayın temel nedeni buradan gelir. Duygular, insanın mantığının zemini, karakterinin kalıbını ve yaşamın yönüdür.














