Ece Çiftçi
Yapay zekâ artık hayatımızın bir parçası. Bunu kabul etsek de etmesek de her gün onunla karşılaşıyoruz. Telefonlarımızda, bilgisayarlarımızda, sosyal medyada, eğitimde, iş hayatında, hatta günlük kararlarımızda bile yapay zekâ uygulamalarından yararlanıyoruz. Bu teknolojiyi görmezden gelmek artık mümkün değil.
Ben de yapay zekâyı kullanıyorum.
Kullanmamak gibi bir düşüncem de yok.
Çünkü doğru kullanıldığında, zamandan tasarruf sağlayan, araştırmayı hızlandıran ve bilgiye ulaşmayı kolaylaştıran çok güçlü bir yardımcı.
Ancak son dönemde beni düşündüren başka bir konu var.
Çevreme baktığımda, insanların giderek en basit düşünme süreçlerini bile yapay zekâya bırakmaya başladığını görüyorum.
Bir e-posta yazacak...
Yapay zekâ.
Bir kutlama mesajı hazırlayacak...
Yapay zekâ.
Bir ödev yapacak...
Yapay zekâ.
Bir fikir üretecek...
Yapay zekâ.
Bir kitap özeti çıkaracak...
Yapay zekâ.
Hatta bazen kendi yerine düşünecek bir sistem arıyor.
İşte tam burada durup düşünmemiz gerekiyor.
Bilgiye ulaşmak ile düşünmek aynı şey değildir
İnsanlık tarih boyunca bilgiye ulaşmanın yollarını geliştirdi.
Taş tabletten papirüse…
Matbaadan internete…
Şimdi de yapay zekâya…
Her yeni teknoloji bilgiye ulaşmayı kolaylaştırdı.
Ama hiçbir teknoloji insanın düşünme sorumluluğunu ortadan kaldırmadı.
Çünkü bilgi, ancak sorgulandığında anlam kazanır.
Bir cevabı okumakla, o cevaba ulaşmak için düşünmek aynı şey değildir.
Beyin de kullanılmadığında zayıflar
Kaslarımızı çalıştırmadığımızda nasıl güç kaybediyorsa, zihnimiz de kullanılmadığında aynı şekilde tembelleşebilir.
Araştırmak…
Yanlış yapmak…
Tekrar denemek…
Farklı kaynakları karşılaştırmak…
Bir fikri savunmak ya da değiştirmek…
Bütün bunlar zihinsel gelişimin doğal parçalarıdır.
Eğer her sorunun cevabını birkaç saniye içinde alıyor ve o cevabı hiç sorgulamadan kabul ediyorsak, zamanla düşünme refleksimizi kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabiliriz.
Yapay zekâ rakibimiz değil
Burada yanlış anlaşılmak istemem.
Ben yapay zekâ karşıtı değilim.
Tam tersine, doğru kullanıldığında insanlığın önündeki en büyük teknolojik dönüşümlerden biri olduğuna inanıyorum.
Bugün sağlıkta, bilimde, eğitimde, mühendislikte ve çevre araştırmalarında yapay zekâ sayesinde çok önemli gelişmeler yaşanıyor.
Sorun teknoloji değil.
Sorun, onu nasıl kullandığımız.
Yapay zekâyı düşünmenin yerine koyduğumuz anda sorun başlıyor.
Gençlere düşen görev
Bugünün gençleri, tarihin en büyük bilgi kaynaklarından birine sahip.
Ancak bilgiye ulaşmak kadar, o bilgiyi değerlendirmek de önemli.
Merak etmeyi bırakmamalıyız.
Soru sormaktan vazgeçmemeliyiz.
Okumalı…
Araştırmalı…
Yanlış yapmalı…
Sonra yeniden denemeliyiz.
Çünkü gerçek öğrenme tam da burada başlıyor.
Geleceği belirleyecek olan teknoloji değil, insan olacak
Yapay zekâ ne kadar gelişirse gelişsin;
Vicdanı…
Empatiyi…
Sezgiyi…
Hayal gücünü…
Ahlaki sorumluluğu…
Merakı…
İnsanın yerini alması mümkün görünmüyor.
Teknoloji bize hız kazandırabilir.
Ama yönü hâlâ insan belirleyecek.
Bu nedenle yapay zekâyı korkulacak bir rakip olarak değil, bilinçli kullanılacak güçlü bir yardımcı olarak görmeliyiz.
Unutmayalım;
Düşünmeyen insan, en gelişmiş teknolojiyi bile doğru kullanamaz.
Ama düşünen insan, teknolojiyi insanlığın yararına dönüştürebilir.
Asıl mesele yapay zekâya sahip olmak değil; düşünme yeteneğimizi koruyarak onunla birlikte üretebilmektir.














