Mustafa Kemal Atatürk, bin yıllık bir yazı geleneği içinde yetişmiş, Osmanlı'nın son döneminde eğitim almış bir subaydı.
Arap harfleriyle okudu.
Klasik İslam tarihini okudu.
Fransız düşüncesini takip etti.
Osmanlı'nın son büyük savaşlarını yaşadı.
Ve bütün bunların içinden geçerek, yalnızca bir devlet kurmakla yetinmedi.
Bir kültür hamlesi başlattı.
Türk Dil Kurumu'nu kurdurdu.
Türk Tarih Kurumu'nu oluşturdu.
Orhun Yazıtları üzerine çalışmaları destekledi.
Eski Türk harflerini yeniden gündeme taşıdı.
Dil, tarih ve kültür üzerine onlarca eserin hazırlanmasına öncülük etti.
Bugün hâlâ cevap bekleyen soru şudur:
Bin yıllık Arap alfabesi geleneği içinde yetişmiş bir insan, neden 1300 yıl önceki Orhun Yazıtlarına yöneldi?
Neden eski Türk harfleri?
Neden tarih tezleri?
Neden dil çalışmaları?
Neden kökleri araştırma ihtiyacı?
Belki de asıl "Atatürk mucizesi" burada yatıyordu.
Fakat yıllar boyunca bu büyük kültür hamlesi;
sağ-sol kavgalarının,
ideolojik sloganların,
günlük siyasetin,
ve ezberlerin gölgesinde kaldı.
Kimileri onu sadece Batıcı,
kimileri sadece modernist,
kimileri sadece asker,
kimileri sadece devrimci kalıplarına hapsetmeye çalıştı.
Oysa Atatürk'ün bıraktığı mirasın içinde;
bilime merak, tarih bilinci, dil araştırmaları ve köklere uzanan bir sorgulama iradesi de vardı.
Bu mirasın değeri, ideolojik kavgaların ötesinde, bilim tarihi ve kültür tarihi açısından da yeniden okunmayı hak ediyor.
Bir cümleyle:
"Atatürk'ü sloganlara sıkıştırdılar; oysa onun en büyük devrimlerinden biri, geçmişi yeniden araştırma cesaretiydi."














