Sevgili dostlar,
İnsanoğlu için yaşam, ana rahmine düşen ilk ceninle başlar.
O an, anne ve babanın yaşam sevincinin zirveye ulaştığı andır.
Ama aslında bu sevinç, yalnızca onların değil; tüm soy ağacının sevincidir.
Yeryüzüne gelecek olan yeni bir hayat, büyük bir heyecanla beklenir.
Aylar geçer, anne adayı el üstünde tutulur.
Defalarca karnını okşar, görmeden sever.
İnsanoğlunun sevgiyi tattığı ilk anlardır bunlar…
O dokunuş sadece bedensel değil, ruhsal bir bağdır.
Sonunda bebek dünyaya gelir...
Ve ağlar.
Oysa neden gülmez ki? Hayata hoş gelmedik mi?
Belki de o gözyaşları, bizden önce bu dünyaya gelenlerin yarattığı acıları hissetmenin bir yansımasıdır, kim bilir?
Sevgiyle Başlayan Hayat
Bebek ağlar, ama evde büyük bir sevinç vardır.
Anne, sancılarla geçen o zorlu süreci unutur, bebeğine tebessümle bakar.
Tüm acılar silinmiştir.
Her annenin tattığı bu mutluluğu saygıyla selamlıyorum.
Hepsinin ellerinden öpüyorum.
Derken hayat başlar…
Aile çevresinde büyür çocuk.
Dedeler, teyzeler, amcalar… herkesin göz bebeğidir.
Okul çağına kadar evin neşesidir.
Çocuksuz bir dünya düşünülebilir mi?
Dünyanın Ortak Değeri: Çocuklar
Her ne kadar bir ailenin ferdidir çocuk ama aslında insanlığın parçasıdır.
Dünyanın neresinde doğarsa doğsun; dini, dili, mezhebi, rengi ne olursa olsun…
Bir bebek bebektir.
Duygular aynıdır. Sevinçler aynıdır.
Ama çocuk büyür…
Ve bir gün insanlığın yarattığı kötülüklerle tanışır.
Artık sadece ailesinin değil, çevrenin delikanlısı ya da genç kızıdır.
Tıpkı baharın gelişiyle çiçeklerin açması gibi bir dönemdir bu.
Ama sonra, bencil ve çıkarcı siyasetçilerin yarattığı vahşet sahneye çıkar.
Ve Savaş...
Bir orman yangını gibi yayılır savaş.
Yukarıda sevgiyle andığımız o çocuklar, birer savaş makinesine dönüşür.
Ne oldu da böyle oldular?
Ve savaş…
Tüm sevinçlerin yok olduğu, yerini kan, barut ve acıya bıraktığı korkunç bir karanlık…
Kimin adına, neden, niçin?
Hiçbir zaman tam bilinmez.
Ama acılardan beslenenler, bu yangının ardında hep bulunur.
Atatürk ve Barışın Büyüklüğü
Tarih, savaşın ortasında bile barışı savunan bir lider tanır:
Mustafa Kemal Atatürk.
Savaşı "zorunlu olmadıkça cinayet" olarak tanımlar.
Katıldığı her savaşı kazanmıştır ama galibiyetler onu körleştirmemiştir.
Çanakkale’de savaşan yabancı askerlerin annelerine yazdığı mektupta, insanlığın en yüce duygularını dile getirir:
“Uzak memleketlerin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar, burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız... Bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”
Ve ardından tarihe geçen o büyük öğüt:
“Yurtta barış, dünyada barış.”
Bugün...
Bugüne geldiğimizde, onun mirasını emanet alanların dilinden nefret ve ayrımcılık dökülüyor.
Ölüme sürüklenen gençlerin ardından edilen sözler, affedilecek gibi değil.
Ocaklara düşen ateşi görmeden, geçmişi unutarak konuşanların dilinde kin var.
Büyük sevinçlerle başlayan hayatlar, nefrete kurban ediliyor.
Bu vahşeti destekleyenler, en az yapanlar kadar suçludur.
Unutmayalım:
Yaradana giden yol sevgiden geçer.
Sevgiyle kalın.
Yaşar KABA
18 Mart 2014 – 22:32
[email protected]













