Türkiye Cumhuriyeti başka cumhuriyetlere benzemez. Bazılrının iddiası gibi Batı’dan alınmış bir model değildir. Cumhuriyet, Anadolu toplumunun binlerce yıllık örgütlenme, dayanışma, töre ve ortak akıl birikiminin modern çağdaki kurumsal biçimidir.
Bu nedenle Cumhuriyet’i yalnız siyasi rejim değişikliği olarak değerlendirmek eksik olur. Cumhuriyet, Anadolu’nun tarihsel hafızasının yeniden kurumlaşmasıdır. Biz buna haklı olarak “Anadolu Devrimleri” diyorsunuz. Çünkü Cumhuriyet’le birlikte yapılan dönüşümler yalnız bir rejim değişikliği değil; kök hafızanın yeniden canlandırılmasıdır.
Bu çerçevede:
- Cumhuriyet, egemenliğin millete dönüşüdür.
- Hukuk devrimi, törenin modern norm sistemine tercümesidir.
- Eğitim devrimi, hafızanın yeniden açılmasıdır.
- Harf ve dil devrimleri, kültürel hafızanın temizlenmesi ve yenilenmesidir.
- Laiklik, ortak düzenin akıl ve hukuk zeminine çekilmesidir.
ANADOLU’NUN TEMEL GÜCÜ: KADIN
Anadolu’yu ayakta tutan ana güçlerden biri kadındır. Kadın yalnız aile içinde değil, üretimde, toplumsal dayanışmada, savaşta, göçte ve yeniden kuruluşta belirleyici rol oynamıştır. Kurtuluş Savaşı’nda bunun açık örnekleri vardır.
Bu yüzden Cumhuriyet’in kadınlara eğitim, eşit yurttaşlık ve seçme-seçilme hakkı tanıması yalnız modernleşme tercihi değil; Anadolu’nun kök hafızasının modern hukukta yeniden yerini bulmasıdır.
Atatürk’ün kadınlara ilişkin yaklaşımı da bu yüzden yalnız bir reform meselesi değil, medeniyet meselesidir.
DİL, TARİH VE HAFIZANIN YENİDEN UYANIŞI
Cumhuriyet’in ilk yıllarında yapılan Dil Kurultayları, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu çalışmaları yalnız akademik girişimler değildir. Bunlar toplumsal hafızanın yeniden ayağa kaldırılmasıdır.
Dil ve tarih, milletin hafızasıdır. Hafıza olmadan devlet kalıcı olmaz. Cumhuriyet, bu hafızayı kurumsallaştırmak istemiştir.
1936 Kurultayı ve devamındaki çalışmalar, Türkçenin yalnız iletişim aracı değil; düşünce, kültür ve medeniyet taşıyıcısı olduğunu yeniden ortaya koyma çabasıdır. Bu nedenle dil devrimi, doğrudan devlet kurma hafızasının yeniden inşasıyla ilgilidir.
ORHUN’DAN CUMHURİYET’E UYARI GELENEĞİ
Tonyukuk ve Bilge Kağan devletin nasıl yıkıldığını ve nasıl yeniden kurulacağını taşa kazımıştır. Amaç açıkça geleceğe seslenmektir: “Gelecek kuşaklar bilsin.”
Aynı bilinç Cumhuriyet döneminde Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinde yeniden ortaya çıkar. Orhun Yazıtları devleti taşa kazımış, Gençliğe Hitabe aynı uyarıyı millet hafızasına yazmıştır.
Bu tarihsel çizgi şudur:
Göbeklitepe → Töre → Orhun → TBMM → Cumhuriyet
Bu çizgi, Anadolu’nun teşkilat hafızasıdır.
ATATÜRK DEVRİMLERİ NEDEN SÜREKLİDİR?
Atatürk devrimleri tamamlanmış ve kapanmış bir dönem değildir. Çünkü Atatürk’ün kendisi dogma bırakmamış, akıl ve bilimi manevi miras olarak göstermiştir.
“Benim manevi mirasım akıl ve bilimdir.”
Bu nedenle Atatürk devrimleri belirli maddeler listesi değil; sürekli yenilenme, akıl yürütme, bilime açılma ve çağdaş uygarlık seviyesini aşma iradesidir.
Bu yüzden şu sonuç cümlesi doğrudur:
Atatürk devrimleri bir dönem değil, sürekli bir yöneliştir.
DEVLETİN DÖNGÜSEL HAFIZASI
Tarih boyunca halkla yabancılaşan yönetimler, toplumdan kopan ordular ve töreyi kaybeden devletler çözülmüştür. Birçok devletin ardından beylikler çıkmış, parçalanma yaşanmış; ama toplumsal hafıza bütünüyle kaybolmamıştır.
Nasıl ki anlamı kavramak için kelime bazen hecelere ayrılır; sonra yeniden bütünlenirse, devletler de bazen boylara, beyliklere ve yerel yapılara ayrılır; sonra olgunlaşan süreç yeniden devlete dönüşür.
Bu nedenle Türk siyasi geleneğinde devletler yıkılmış olabilir; fakat devlet kurma hafızası kaybolmamıştır.
Ve bu yüzden denebilir ki:
Türkler binlerce yıldır kesintisiz biçimde devlet kurma hafızasını taşımaktadır.

Baskıda olan kitaptan bir bölüm













